Cinsel hayatınızla ilgili şaşırtacak bilgiler

Cinsel hayatınızla ilgili şaşırtacak bilgiler 

Evlilikler cinsel sorunlar nedeniyle de alarm veriyor. Bu alanda yaşanan problemler çiftleri birbirlerinden uzaklaştırıp kar tanesinin çığa dönüşmesine neden oluyor. Sorunlar çözümsüz değil ama tedavi konusunda duyulan isteksizlik ve çekinme hali bu alanda da devreye girince mutsuzluklar çoğalıyor. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi aynı zamanda Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği Eşbaşkanı Prof. Dr. Doğan Şahin, çiftler arasındaki sorunun her zaman iletişimden kaynaklanmadığını, çiftin dünyaya ve evliliğe bakışında ve beklentilerindeki farklılıkların sorunların temelini oluşturduğunu söylüyor. Şahin’e göre bazen psikolog ve psikiyatlar dailetişim ve cinsel sorunu olduğunu düşündükleri hastaları hakkında yanılabiliyorlar. Kendilerine “Aranızda iletişim ve cinsel sorunlar var” denilerek yönlendirilen çok sayıda hastanın belirtildiği türde sorunları olmadığını gördüğünü söyleyen Şahin, bu ifadenin çiftlerin karmaşık durumunu daha da karmaşık hale getirdiğine dikkat çekiyor.

KİŞİLİK YAPISI SORUNLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR

Bazı kişilik yapıları kiminle olursa olsun sorun yaşamaya daha eğilimli görülüyor. Örneğin insanların psikopat veya sosyopat, uzmanların ise antisosyal dediği karakterler, sorumsuzlukları, bencillikleri ve şiddet eğilimleri ile hemen herkesle ilişkide sorun yaşamaya yatkın oluyorlar. Öte yandan hemen her tür karakterin ağır ve patolojik halleri sorun çıkarıcı olabiliyor. Mesela bağımlıların hafif halleri, bir evlilikte aşırı uyumlu olmaları, sorumlulukları üstlenmeleri, çok verici ve fedakâr olmaları dolayısıyla uyum sağlayıcı olabilirken, daha ağır hallerinde aşırı karamsarlıkları, sürekli üzülecek şeyler bulmaları, kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmeleri nedeniyle uyumsuzluk yaratıcı olabiliyor. Obsesif karakterlerin hafif biçimiyle, düzenlilikleri, titizlikleri, temiz, planlı ve programlı olmaları bir evlilikte uyum ve sorunların çözümünde yararlı olabilecek iken daha ağır hallerinde aynı özellikler aşırı kontrolcülüğe ve dayatmacılığa dönüşebiliyor. Bu durum, esneklikten yoksun bir hal aldığında başlı başına bir sorun kaynağı oluyor.

ŞEFFAFLIK VE DÜRÜSTLÜK EN YAPICI YAKLAŞIMLAR

Kişinin eşine karşı şeffaf ve dürüst olması ile sevgisini ve değer verdiğini göstermesi en yapıcı yaklaşım biçimleri arasında sayılıyor. En sorun yaratıcı tutumlar ise suçlayıcılık, yargılayıcılık ve misillemecilik olarak görülüyor. Prof. Dr. Doğan Şahin, “Bizim kültürümüzde insanlar kırgınlıkları dolayısıyla sevildiklerinden kolay şüpheye düşüyor ve bu duygunun varlığından emin olmadıkça sevgi gösterilerinde bulunmayı istemiyorlar” diyor. İki taraf da değer görmek istediği için yeterince sevgi ve değer görmediğinde düşmanca davranışlar ve zamanla partnerinden uzaklaşma gibi sorunlar yaşıyor.

 

SORUN CİNSELLİK ALGISINDA

Toplumumuzda bir kadın cinsellikten ne kadar uzak görünüyorsa o kadar saygın olarak değerlendirildiği için saygın olmak amacıyla cinselliklerini bastırıp bu ilgilerinden uzaklaşmak zorunda kalıyorlar. Erkeklere ise bağımsız olmaları kadınların fazla etkisinde kalmamaları ve kadın sözü dinlememeleri gerektiği öğretiliyor. Kadınlara saygı duyup onları önemsemeyi öğrenmeden büyüyen ve aynen kadınlar gibi cinselliği kötü, suç ve hayvani bir şey olarak algılayan erkek, cinsel arzu duyduğu kadınlara saygı duymasa da hafif olarak gördüğü bu kadınları arzulayabiliyor.

ERKEKLERDE CİNSEL İSTEKSİZLİKTE ARTIŞ VAR

Türkiye’de ilişkilerinde cinsel sorun yaşayan çift sayısının düşünülenden çok daha fazla olduğu belirtiliyor. Evlilerin sadece çok az bir kısmının cinsel sorun yaşamadığına dikkat çekiliyor. Ülkemizdeki evliliklerde kadınların beşte birinde kasılma ve çok büyük bölümünde de cinsel birleşme korkusu yaşanıyor. Korku, kasılma ve ağrı ile başlayan cinsel yaşamda sonraları uyarılma sorunları oluyor ve istekler azalıyor. Bu arada kadınların orgazm olabilecek kadar yeterli ve rahat bir uyarılma yaşayamadıkları belirtiliyor. Erkeklerde ise sanılanın aksine cinsel isteksizliğe daha fazla rastlanıyor ve çok yüksek oranda erken boşalma görülüyor. Cinsel sorunlar sadece evliliğin ileri yıllarında değil, başlangıcında da görülüyor. Evlilik uzadıkça çözülmeyen basit cinsel sorunlar ya da uyumsuzluklar daha ciddi cinsel işlev bozukluklarına dönüşüyor.

ERKEKLER CİNSEL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE GÖNÜLSÜZ YAKLAŞIYOR

Kadın ve erkeğin cinsel sorunlarının çözümüne yaklaşımları da farklı oluyor. Kadında vajinismus varsa iki taraf da bunun çözülmesi gereken bir sorun olduğu konusunda anlaşıyorlar. Ancak erken boşalması olan erkek bu sorun için tedaviye gitmekte çok isteksiz oluyor. Erkekler tedaviye ancak eşlerinin boşanma ya da bir daha sevişmeme tehdidinden sonra gidiyorlar. Kadında istek bozukluğu olduğunda kadınlar tedavi konusunda daha isteksiz iken erkekler daha istekli olabiliyorlar. Kadında uyarılma bozukluğu olduğunda ise tedavi konusunda her iki taraf da çok ısrarcı olmayabiliyor. Kadında orgazm bozukluğu varsa çok az sayıda kadın tedavi için başvuruyor.

ERKEKLERDE DAHA FAZLA

Erkeklerde sanılanın aksine cinsel isteksizliğe daha fazla rastlanıyor ve en büyük sorunlardan biri erken boşalma. Cinsel sorunlar sadece evliliğin ileri yıllarında değil, başlangıcında da görülüyor.

 

EVLİ ÇİFTLERDE EN ÇOK GÖRÜLEN SORUNLAR

-Vajinismusun toplumda görülme oranı yaklaşık yüzde 20 civarında
-Kadında istek ve uyarılma bozukluğu oranı yüzde 30’dan fazla
-Kadında orgazm bozukluğu görülme sıklığı yüzde 50’ye yakın
-Erkekte cinsel istek bozukluğu yüzde 20- 30
-Yine erkeklerde erektil işlev ya da sertleşme bozukluğu oranı yüzde 10
-Erken boşalma (boşalmayı kontrol edememe) oranı yüzde 40’tan fazla
-Geç boşalma oranı ise yüzde 3 civarında.

KADINLARIN CİNSELLİĞE DAİR ŞİKÂYETLERİ

-Eşlerinin, temizliğe ve hijyene dikkat etmemeleri
-Yeterince sevişmeden cinsel birleşmeye geçmeleri
-Çok monoton bir tarzda sevişmeleri
-Sevişirken yeterince güzel davranmamaları
-Cinsellik dışı zamanlarda yakınlık göstermeyip bu yakınlığı sadece sevişecekleri zaman göstermeleri

ERKEKLERİN CİNSELLİĞE DAİR ŞİKÂYETLERİ

-Eşlerinin çok tutuk olmaları
-Yeni şeyler denemeye isteksiz olmaları
-Cinselliği bir görev gibi görmeleri
-Sevişirken bir şey yapmamaları
-Sevişme sırasında hareketsiz kalmaları ve çok az tepki vermeleri

ORGAZM ROLÜ YAPAN ÇOK KADIN VAR

Çiftler yaşadıkları cinsel sorunları konuşmak konusunda da sorunlular. Vajinismus ya da sertleşme problemi cinsel birleşmeye izin vermediği için bu sorunu konuşmak zorunda kalıyorlar.

Buna karşın ilişkisinde orgazm olamayan ya da yeterince uyarılmayan kadınlar bu sorunu gündeme bile getirmeyip zevk alıyormuş hatta orgazm oluyormuş gibi davranabiliyorlar. Erken boşalması olan erkeklerin eşleri ise bu konuda uzun süre bir şey söylemiyor.

Birçoğu normalinin ne olduğunu da bilmediği için sorunu fark etmeyebiliyor. Kadınlara yetişkinliklerinde sıklıkla cinselliğin zevk vermeyen bir şey olduğu empoze edildiği için evli kadınlar eşlerinin bir dakikada boşalmasını normal kabul ediyor ve kendilerine söylenen şeyin doğru olduğunu düşünüyor.

Kadının bunu eşine açıklaması çok uzun süreden sonra küçük imalarla başlıyor. Kadın canına tak etmeden eşine bundan rahatsız olduğunu söyleyemiyor ve erkeklerin çoğu eşlerinden “Yeter artık!” cümlesini işitmeden tedaviye gitmiyor. Cinsellikle ilgili sorunları tek tarafa bağlamak doğru görülmüyor. Prof. Dr. Doğan Şahin, “Kadınlarda cinsel işlev bozuklukları biraz daha fazla ama bu sorunun gelişmesinde eş tutumunun önemli bir rolü var” diyor.

20 YIL CİNSEL BİRLEŞME YAPAMAYAN EVLİ ÇİFTLER VAR

Prof. Dr. Doğan Şahin, “Günümüzde vajinismus başvuruları çok erken olmaya başladı. Eskiden evliliklerinin onuncu yılından sonra başvuran 20 yıl cinsellik yaşamamış çok hastamız olurken şimdi çiftler çoğunlukla ilk yıl içinde başvuruyorlar” diyor. Cinsel sorunların cinsel birleşmeye engel olması halinde tedavi arayışı çabuk başlıyor. Yaşanan cinsel sorun cinsel birleşmeye engel olmuyorsa çok geç başvuruyor hatta hiç başvurmayabiliyorlar.

ÇİFTLER NEREYE BAŞVURACAKLARINI BİLMİYOR

Kadın cinsel işlev bozukluklarında ilk başvuru sıklıkla kadın doğum uzmanlarına, erkek cinsel işlev bozukluklarında ise üroloji uzmanlarına yapılıyor. Oysa gerek kadın gerekse erkek cinsel işlev bozukluklarının çoğunun kökeninde psikiyatrik sorunlar yatıyor. Bu nedenle en uygun hareketin cinsel terapi eğitimi almış bir psikiyatri uzmanına ya da cinsel terapi eğitimi almış bir klinik psikoloğa gitmek olduğu belirtiliyor. Her ne kadar cinsel sorunların çok önemli bir bölümü psikolojik nedenlerden kaynaklansa da tıbbi nedenler de bu sorunlar içinde azımsanmayacak oranda yer tutabiliyor.

20’li Yaşlar

Cinsellik bu yaşlarda hayatın olmazsa olmazları arasındadır. Evliliklerin gerçekleştirildiği bu dönemde cinsel ilişki yaygındır.

Özellikle bu yaş grubundaki kadınlarda, eğer ailelerinde cinsellikle ilgili bir rahatlık yoksa vajinusmus, erkeklerde ise boşalma bozuklukları sık görülür.

30’lu Yaşlar

Bu dönem, cinsel uyarılma ve çekicilik açısından kadınların altın çağıdır. Kadınların cinsel yaşamları çok hareketlidir.

Ancak genellikle bu yaşlarda çocuk sahibi olan çiftlerin cinsel yaşamları kısa bir süreliğine sekteye uğrar. Gebelik planlaması ve doğum sonrasında hem sosyal hem da hormonal bazı değişiklikler cinsel yaşamı olumsuz etkiler.

Doğumun gerçekleşmesi çiftlerde genellikle ruhsal çatışmaları alevlendirir. Emzirme döneminde prolaktin hormonunun yüksek olması kadınlarda isteksizliğe yol açar.

Kadınlar, hormonal değişikliklere bağlı vajina derisindeki incelemeler yüzünden cinsel birleşme sırasında ağrılar yaşayabilir. Ancak emzirme dönemi bittikten sonra prolaktinin cinsel yaşamdan yeniden zevk almaya başlar.

KADINLARIN CİNSEL İLİŞKİDE ALDIKLARI HAZ ARTIYOR

40’lı Yaşlar

Orgazm sıklığında azalma olmasına karşın, kadınlar bu yaşlarda daha deneyimli olurlar. Bu da psikolojik açıdan aldıkları hazzı artırır.

Erkekler ise bu yaşlarda ilk uyarılma, boşalma, orgazm sonrası yeniden uyarılmayı daha iyi kontrol etmeye başlarlar. Ancak 40’lı yaşlarını süren pek çok erkek için bu dönem panikle eş anlamlıdır.

Bu dönemde hipertansiyon, damar hastalıkları, nörolojik bozukluklar, sigara, alkol gibi nedenlerle cinsellik olumsuz etkilenebilir.

Bu nedenle bu yaş grubundaki erkekler, seksi hayatlarının önemli bir dönüm noktası gibi düşünürler. Bu yaşların en büyük fantezisi ise genç bir partnerle birlikte olmaktır.

50 Yaş Sonrası

50’li yaşların ortalarında kadınlar genellikle menopoza girdikleri için östrojen seviyeleri düşer, vajinal mukozaları incelir, vajinal ıslanmalarında azalmalar olur.

Memelerindeki uyarılma, dikleşme azalır. Daha seyrek orgazm yaşarlar, orgazm sırasındaki doyumları kısa sürer.

Ancak menopoza girmiş kadınlarda cinsel istek tamamen ortadan kaybolmaz.

Erkeklerde ise yaşlanmayla birlikte cinsel istekle ilgili testesteron hormonunda kademeli bir düşüş gözlenir.

Vücuttaki genel işlev azalmasının bir sonucu olarak ereksiyon kapasitesi azalır.

Cinsel yanıt döngüsünde birçok evrenin süresi ve daha uzun süre ve yoğun uyarı gerekir. Ancak düzenli cinsel aktivite sürdüren erkekler yaşlanmanın tüm etkilerinden daha az zarar görürler.

Araştırmalara göre, 70’li yaşlarda erkeklerin yarısı, kadınların da yüzde 20’ye yakını cinsel ilişkiye devam edebiliyor.